Rant kavgası neticelendi!

Örgütsüz tepki örgütlenmeli! Sınıfsal refleksler sınıf bilincine dönüştürülmeli! Düzen siyasetine karşı sınıf siyaseti yükseltilmeli!

Rant kavgası neticelendi!
Yayınlama: 03.04.2024
A+
A-

31 Mart 2024 seçimleri AKP için tam bir hezimetle sonuçlandı. Son yerel seçimlere göre toplamda 4,2 milyon oy kaybederek yüzde 43’ten yüzde 35,5’a gerileyen AKP, 3 büyükşehir, 12 il, 180 ilçe kaybetti.

AKP’nin kurulduğu günden bugüne kadar en düşük oy aldığı seçim yaşandı. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı MHP de yaklaşık 1 milyon oy kaybı yaşayarak yüzde 7,31’den yüzde 5’e geriledi. MHP elindeki tek büyükşehir belediyesi olan Manisa’yı CHP’ye kaptırmanın dışında toplamda 2 il ve 23 ilçe belediyesi kaybetti.

AKP ve MHP’nin hezimeti karşısında CHP’nin tarihinin en başarılı yerel seçim performanslarından birini elde ettiğini görüyoruz. Yüzde 37,74 ile birinci parti konumuna yükselen CHP, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya’nın yanına Bursa’yı da ekleyerek Türkiye’nin en büyük beş ilinde büyükşehir belediyelerini kazanmış oldu.

Böyle bir tabloyu ilgili partiler açısından hezimet ve zafer dışındaki sıfatlarla tanımlamak çok zor. Ancak biz siyasete işçi sınıfının gözünden bakarız. Bu şekilde baktığımızda hezimete uğrayan taraftaki partilerde işçi düşmanlarını, kadın düşmanlarını, din istismarcılarını, faşistleri, emperyalizmin ve Siyonizmin işbirlikçilerini görsek de kazanan tarafta belediyelerin başına işçi sınıfımızın, emekçi halkın ve ezilenlerin temsilcilerinin geldiğini söyleyemeyiz.

İşçilerden, emekçilerden, emeklilerden, yüreği Gazze’yle atanlardan iktidara güvensizlik oyu! 

Nitekim seçim akşamı Özgür Özel’in ve Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmalarda alışık olmadığımız yumuşak ve centilmen bir ton vardı. Zafer konuşmasını yapan CHP lideri Özgür Özel de, balkona yenilginin burukluğu ile çıkan Erdoğan da, aynı sözleri kullanarak seçimin kazananının tüm Türkiye olduğunu söylediler.

Bu kardeşlik sınıf kardeşliğidir. Burjuvazinin sınıf kardeşliği! Birbirlerine karşı rant kavgasını bitiren, işçi sınıfına karşı sermayenin kâr kavgası için birleşenlerin kardeşliğini ve anlayışını görüyoruz karşımızda. Yoksa AKP tarihî yenilgisini almışken neden daha fazla üzerine gitmezsin ki? Oysa Erdoğan şaibelerle dolu 14-28 Mayıs seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanlığı makamına tekrar gelmiş ve istibdad rejiminin dizginsiz yetkilerini kullanmaktayken 31 Mart 2024 seçimlerinde halktan güvensizlik oyu almıştır!

Bir an için kazanan tarafta işçi sınıfının temsilcileri olduğunu hayal edelim. Bu durumda şunları demez miydik? Ey Erdoğan! Bu şekilde ülkeyi yönetemezsin! Devletin bütçesini yerli ve yabancı tefecilere faiz ödemek için harcayamazsın! Patronların ve emperyalist finans merkezlerinin ısmarlamasıyla atadığın Mehmet Şimşek’in işçi düşmanı kemer sıkma programını rafa kaldıracaksın! Sosyal güvenlik, emeklilik haklarımıza dokunamazsın! Kıdem tazminatı hakkımızı elimizden almayı aklından bile geçiremezsin! NATO’cu dış politikana, İncirlik’te Siyonistlere silah taşınmasına aracılık etmene, Kürecik üssüyle İsrail’e kalkan olmana, limanlardan Gazze’deki soykırımına mal taşımana rızamız yok! Hükümet istifa! Erken seçime!

Erdoğan’a verilecek seçimsiz dört yıllık krediye hayır! Tam aksine iktidarın ensesinde boza pişirmeliyiz!

Ama nerede? Özgür Özel bunun yerine seçim akşamı çıktı, centilmenlik şovları yaptı. Çünkü yukarıda saydığımız tüm başlıklarda CHP, Erdoğan ve AKP ile aynı doğrultudaki politikaları savunuyordu.

Mehmet Şimşek’in Orta Vadeli Program adındaki işçi sınıfına saldırı planının maddelerinin hemen hemen hepsi daha 10 ay önce CHP’nin başında olduğu Millet İttifakı’nın ekonomi programında yazıyordu. Nitekim Mehmet Şimşek atanalı beri CHP’den duyduğumuz eleştiriler hep Erdoğan’a yönelik “Bırak, karışma, Mehmet Şimşek işini yapsın” türündendi.

Dış politikada CHP zaten en açık NATO’cu, Amerikancı, emperyalizm işbirlikçisi çizginin temsilcisi oldu. Erdoğan’ı Türkiye’nin eksenini Batı’dan saptırmakla eleştiriyordu. Erdoğan İsrail’in Gazze’deki soykırımına karşı utanç verici bir pasiflik sergilerken CHP’nin Erdoğan’ın “Hamas’a terör örgütü değildir” demesini eleştirdiğini, bu yüzden Türkiye’nin büyük ekonomik bedeller ödeyeceğini anlattığını unutmuyoruz.

Dolayısıyla da Erdoğan’ın, dört yıllık seçimsiz bir dönem boyunca sermayenin ve emperyalizmin işlerini görmesi için seçimin kazananı CHP tarafından rahat bırakılmasına şaşırmayız! Erdoğan’ın CHP’den aldığı bu krediyle yaptığı ilk konuşmada kendisine hezimeti yaşatmış olan ekonomi politikasına devam edeceğini açıklamasına, ertesi gün Mehmet Şimşek’in “aynen devam ediyoruz” diye emperyalizme ve sermayeye güven veren tivitler atmasına şaşırmıyoruz!

CHP yarın bu krediyi geri çekebilir. 2019 sonrasında olduğu gibi zamanla Erdoğan üzerinde bir erken seçim baskısı da kurabilir. Ama bunu, Erdoğan’ın sermayenin ve emperyalizmin saldırı programını uygulamasını engellemek için değil, tam tersine bu programı uygulatmak için yapacaktır.

CHP ne yaparsa yapsın biz iktidarı rahat bırakmamalıyız. İşçinin emekçinin bilhassa da emeklilerin, yüreği Gazze’de atanların, emperyalist zilleti reddedenlerin güvensizlik oyuna sahip çıkmalıyız. Sermayenin sınıf saldırısını “dört yıllık seçimsiz bir ortam” konforunda gerçekleştirmelerine izin vermemeliyiz.

Emekçi halk düzen siyasetinden bağımsız bir seferberlikle güvensizlik oyunun gereği olan erken seçim baskısını sadece iktidarın değil muhalefetin üzerinde de sürekli kurmalıdır.

İstibdadı yenmek için CHP’yle birleşmek değil ondan kopmak gerekir!

CHP’nin yerel seçim zaferinin otomatik olarak bir sonraki seçimde mevcut iktidarın devrilmesiyle sonuçlanacağını düşünmemeliyiz. Bunun başlıca sebebini söylemiş bulunuyoruz.

CHP temsil ettiği sınıfsal çıkarların gereği olarak istibdad rejiminin üzerine gitmeye niyetli gözükmüyor. Ancak mesele bununla sınırlı değil. CHP’ye yerel yönetimleri veren oy dağılımının Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırmaya tek başına yeteceğini düşünemeyiz.

Öncelikle Erdoğan’a hezimeti tattıran, Cumhur İttifakı iktidarına güvensizlik oyunu veren, ağırlıklı olarak işçi sınıfı, emekçi ve yoksul halk kesimleridir. Ne var ki bu kesimler ne örgütlüdür ne de bir çatı altında birleşmiş durumdadır.

AKP’nin, tarihinin en düşük oyunu almasının arkasında bu seçimin son çeyrek yüzyılın en düşük katılım oranına sahip olması vardır. Sandığa gitmeyenlerin büyük çoğunluğunun, mevcut iktidarın seçmeni olup, iktidarın sermayeye ve emperyalizme hizmet eden politikalarına tepki gösteren insanlardan oluştuğunu AKP’lilerin kendisi söylüyor.

Aynı kitlenin yine çok büyük bir bölümü de Yeniden Refah Partisi’ne giderek tepkisini ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu kitle Erdoğan’ın politikalarına tepki göstermekte hatta siyasi olarak AKP’den de kopmakta ama yine sermayeden yana olan ve yine emperyalizme ve Siyonizme hizmet eden CHP kampına da geçmemektedir.

Yani emekçi halk kitleleri içinde mevcut iktidara karşı çok yoğun bir sınıfsal tepki söz konusu olmuşsa da bu tepki düzen siyasetinin dışına çıkmamış, sınıf siyasetine yönelmemiştir.

Bu seçimlerde Yeniden Refah Partisi, Cumhur İttifakı’na kaybettiren parti olmuştur ama yarın ışık hızıyla Cumhur İttifakı’na geçmesi kimseyi şaşırtmayacaktır.

Erdoğan’a karşı en sert söylemleri kullanan Meral Akşener ve İyi Parti’nin yalpalamaları karşımızdadır. AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerinde hükümet kuracak çoğunluğu kaybettikten sonra nasıl MHP’yi yanına alarak ve bir dizi kanlı provokasyonun da etkisiyle 1 Kasım’da tekrar çoğunluğu sağladığını unutmamalıyız.

Düzen siyasetinin kimliklere dayanan matematiği aşılmamıştır. Dolayısıyla kimlik temelli yeni bir kutuplaşma dalgasının mevcut tabloyu tekrar değiştirmesi an meselesidir.

Böyle bir durumda CHP’nin son seçimde yanına aldığı Süleymancıların ya da İstanbul’da Cumhur İttifakı’na açık destek vermekten imtina eden İsmailağa cemaatinin saf değiştirmesine İmamoğlu’nun cemaat ve tarikatlarla yakınlığının mâni olacağını düşünmek safdillik olur.

Yapılması gereken düzen siyasetinin kimlik temelli saflaşmasının sınıfsal temelde aşılması için mücadele etmektir. Bunun için, istibdada karşı hürriyet isteyenlerin CHP’nin arkasında birleşmek bir yana ondan kopması şarttır.

Çünkü istibdadı yıkacak olan, ekmek ve hürriyet mücadelesinin birleşmesidir. Ekmek kavgasında olan ve rant kavgasında oy kullanmayı reddederek sandığa gitmeyen, geçersiz oy kullanan ya da başka partilere oy veren eski AKP-MHP seçmenini hürriyet kavgasına kazanmanın tek yolu sınıf mücadelesini yükseltmekten geçer. B

unun için, Erdoğan’a “Mehmet Şimşek’in işine karışma” diyen CHP’yle birleşmek değil, ondan koparak “İngiliz Mehmet’i de yanına al ve git” diyen bir sınıf cephesi inşa etmek gerekir. Bunun için, “bizi Batı ekseninden kopartıyorsun” diyen CHP’yle birleşmek değil, ondan koparak “NATO’dan çık, üsleri kapat, kanlı ticareti durdur” diyen anti-emperyalist bir odak inşa etmek gerekir.

Hürriyet için işçilerin birliği halkların kardeşliği!

Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını savunmanın ve seçimlerde de bu ilke doğrultusunda hareket etmenin önemini de bir kez daha vurgulamamız gerekir. Kürt illerinde seçim öncesinde Dem Parti’nin kazandığı belediyelere kayyım atanıp atanmayacağına ilişkin tartışmalar seçim sabahında yanıtını büyük ölçüde buldu. Devlet ordu personelini Kürt illerine görevlendirerek müdahaleyi seçim sonrasına bırakmamıştı. Binlerce askerî personel ve öğrenciyi bölgeye farklı kisveler altında ama Ağrı, Kars, Iğdır, Siirt, Şırnak, Hakkâri ve Bitlis gibi Dem Parti’nin oy farkının kritik olduğu illerde sonucu etkilemek maksadıyla görevlendirmişti. Dem Parti adayları ve halk, klasik sömürgeciliği andıran bu müdahaleye tepki gösterdiler.

Bu tepkiler Şırnak başta olmak üzere sadece seçmen olarak değil resmî kolluk faaliyeti yapan polis ve jandarmanın saldırısına uğradı. Tüm bu baskılara rağmen Kürt halkı birçok belediyeyi kayyımdan kurtararak istibdadın teslim alamadığı bir mücadele potansiyelini halen taşımakta olduğunu göstermiştir. Kürt halkının gösterdiği bu iradeye yönelik yeni bir saldırı daha gelmiş, Van’da seçimi açık ara farkla kazanan Dem Partili Abdullah Zeydan’ın hak ettiği mazbata bir yargı darbesiyle ikinci sıradaki AKP adayına verilmiştir. Bu irade gaspı yeni kayyımlar doğrultusunda bir gözdağı olmuştur. Kürt halkı bu gözdağına da mücadele ederek karşılık vermektedir.

Kürt halkını düzen siyasetinin kilidini açacak bir anahtar olarak görenler yanılıyor. Kürt işçileri, emekçileri, köylüleri ekmek kavgasının kopmaz bir parçası, hürriyet kavgasının en cefakâr neferleridir. Kürt halkının zincirlerini kırması Türkiye işçi sınıfının sadece ve sadece yararınadır.  Ekmek ve hürriyet davasında büyük bir gücün saflara katılmasıdır. Oysa ister “kent uzlaşısı” ister “üçüncü yol” adı altında olsun düzen siyasetinin kampları arasında savrulmak bu büyük potansiyeli zayıflatıyor. İşçilerin birliği, halkların kardeşliği olmadan sağlanamıyor! Halkların kardeşliği, işçi sınıfının birliği olmadan inşa edilemiyor!

Örgütsüz tepki örgütlenmeli! Sınıfsal refleksler sınıf bilincine dönüştürülmeli! Düzen siyasetine karşı sınıf siyaseti yükseltilmeli!

Devrimci İşçi Partisi olarak genel seçimlerde de, yerel seçimlerde de bu hattı savunduk. “Neden CHP’ye oy vermiyorsunuz bu Erdoğan’a yarar” diyenlere ısrarla istibdada esas darbe vuracak olanın AKP-MHP seçmenini sınıf çıkarları temelinde harekete geçirmek ve istibdada oy vermekten caydırmak olduğunu söyledik. Erdoğan’ın son hezimetiyle haklı olduğumuz ortaya çıkmıştır. Ancak eksiğimiz de ortadadır. İstibdad cephesinden sınıfsal reflekslerle kopan kitlelerin tepkisi sınıf siyasetine kazanılmak zorundadır. Görev sosyalistlerin omuzlarındadır. Sosyalistler CHP’nin gayriresmî hizipleri gibi davranmaktan vazgeçmek emperyalizmden, sermayeden ve devletten bağımsız bir sınıf siyaseti odağı inşa etmek zorundadır. Devrimci İşçi Partisi bu görevi hep birlikte omuzlamaya çağırıyor. İş, aş, hürriyet için düzen siyasetinin haritasını kırmızı renge boyama hayallerinden kopun. Gelin sermayenin sınıf saldırısına karşı genel grevi bugünden inşa etmeye başlayalım, gelin meydanları sınıf mücadelesinin kızıl bayraklarıyla gelincik tarlasına çevirelim! 1 Mayıs buna vesile olsun!

Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.