MUSA PEYGAMBER

Eskiden Radyo, TV, gazete bu gün ki gibi İnternet hiç yoktu. Çocukluğumun geçtiği köy, Şarkışla’nın bir dağ köyü sayılacak otuz hanelik bir köydü. Evlerde büyük odalarda yaşlılar, büyükler toplanır hikâyeler anlatır, bizde sessice dinlerdik. Bizim evde annemin annesi Selnaz [ Selvinaz] ebem destanlar, hikâyeler anlatırdı. Ebemin ailesinin erkekleri birinci dünya savaşında ölmüş, dedesi ebemi Alevi […]

Yayınlama: 30.01.2021
A+
A-

Eskiden Radyo, TV, gazete bu gün ki gibi İnternet hiç yoktu. Çocukluğumun geçtiği köy, Şarkışla’nın bir dağ köyü sayılacak otuz hanelik bir köydü. Evlerde büyük odalarda yaşlılar, büyükler toplanır hikâyeler anlatır, bizde sessice dinlerdik. Bizim evde annemin annesi Selnaz [ Selvinaz] ebem destanlar, hikâyeler anlatırdı.

Ebemin ailesinin erkekleri birinci dünya savaşında ölmüş, dedesi ebemi Alevi dedesi olarak yetiştirmişti. Bir dönem erkekler olmayınca, Cemleri kadın analar yönetip, posta kadınlar oturmuştu. Annem, Babam ve bize gelen insanlar, dini konularda çok ileri bir bilgiye sahiptiler.
Ebem Musa peygamberi, İsa’yı ve Meryem anayı çok sever dilinden hiç düşürmez ve onlarla
ilgili hikâyeler anlatırdı.

Ebem Musa yı, İsa yı ve Meryem anayı Alevi den ve Alevi soyundan sayar büyük saygı duyardı. Ebem Hak Teâlâ Musa yı peygamber yapmadan önce bazı sınavlardan geçirmiş derdi. Musa Tur dağında Tanrıyla bin bir kelem görüşür, ama Tanrıyı göremezmiş. Musanın karşısına
bir ateş nur parçası olarak çıkarmış. Musa Tanrım neden bana görünmüyorsun deyince, Tanrı sen beni göremezsin [ Lenterani] dermiş. Bu Lenterani sözü, Alevi deyişlerinde çok işlenir. Bir gün Tanrı Musaya bir daha yanıma gelirken bana bu dünyada en doğru kusursuz bir şey getir demiş. Musa gezmiş dolaşmış, en doğru diye bir Tabulga çalı çubuğu götürmüş. Musa Tanrıya giderken, Tabulgu çubuğuna bak ben seni bu dünyanın en doğrusu seçtim bunun değerini bil demiş. Tabulga çubuğu dile gelip, benden başka dosdoğru bir şey bulamadığın için beni seçtin. Ben bunun için sana minnet etmem demiş. Musa Tabulga çubuğunu Tanrıya sunmuş, Tanrı bir daha gelişinde bana bu dünyada en hakir, en kötü, en değersiz bir canlı getir demiş. Musa düşünmüş taşınmış gezerken, bir çöplükte her tarafı yara bere içinde. Bir gözü kör, bir ayağı topal uyuz bir köpek görüp, bundan daha aciz bir şey olamaz diye. Köpeğin boynuna bir bağlayıp buldum diye sevinerek Tur dağına çıkmaya başlamış.
Yolda giderken Köpek dile gelip sen beni ne diye götürüyorsun. Sen benim bu dünyada en hakir ve en kötü olduğumu nereden biliyorsun demiş. Köpek Musaya Tanrı beni görünce benim bu zavallı durumumu görüp, benim kötü olduğuma neden karar versin. Bu senin gözünde ben öyleyim ya beni yaratan Tanrı öylemi düşünecek demiş. Musa bu sözleri duyunca, köpeğe ne yapalım demiş. Köpek sen benim boynumdaki ipi çıkar ve kendi boynuna takarak öylece Tanrının huzuruna çık demiş. Musa köpeğin dediğini dinleyip, ipi kendi boynuna takarak Tanrının huzuruna çıkmış. Tanrı Musaya sen köpeğin sözünü dinlemeyip, buraya köpeği getirseydin, bu dünyada senin kısmetin kesilmiş olurdu demiş. Bu senin hakir gördüğün köpek, bu dünyadaki bütün kötülüklere, zulme karşı bir gün doğru yolundan şaşmadı. Hiçbir zaman itikadını bozmadı ve hiçbir kimseye kötülük düşünmedi demiş. Tanrı Musaya bu köpek benim için bu dünyanın en değerli bir canlısıdır demiş.
İşte biz böyle hikâyelerle çocukluğumuzun en güzel günlerini yaşayarak büyüdük. Cemlerde,
düğünlerde, köy odalarında bu muhabbetleri dinleyerek piştik. Destan, hikâye anlatanların o müthiş ses ve hareketlerinde bizzat o hikâyenin ya kahramanı ya figüranı olduk. Bu gün ne o güzel ve öğretici hikâyeler var ne de tatlı muhabbetler.

Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.